Döneminin teknoloji harikası olan daktilonun ortaya çıkışı ve gelişmesine gelin yakından bakalım!

Herkese merhaba! Bugünkü konumuz şu an bu yazıyı yazdığım makine. Hayır, MS Word’de font kullanarak yazmadım ve bu bir bilgisayar değil. Bu yazı elle yazılamayacak kadar da düzgün olduğu için geriye tek bir seçenek kalıyor: Daktilo, evet. Bugün bu yazı tipinin çıktığı bu makinenin nasıl ortaya çıktığına bakacağız. Kahveler hazırsa başlıyoruz. Daktilonuz varsa yanınıza alabilirsiniz.

İlk Daktilo

Bilinen ilk mekanik yazı makinesinin Henry Mill adlı İngiliz mühendis tarafından alınan patenti 1700’lü yıllara dayanıyor. Bundan yaklaşık 120 yıl sonra, 1828 yılında Birleşik devletlerde ortaya çıkan ilk yazı makinesinin de William Austin Burt adlı biri tarafından patentinin alındığı kayıtlara geçmiş durumda. Hâlâ bir daktilodan veya İngilizce ismi ile typewriter’dan söz edilmiyor. Birleşik devletlerde patenti alınan bu koca bir blok doğrama tahtasına benzeyen yazı makinesinin ismi de tipograf veya typograph olarak kayıtlara geçiyor. Aynı yüzyıl içinde, 1867’de Christopher Latham Sholes tarafından icat edilen yeni bir yazı makinesinin bir yıl sonra 1868’de “daktilo,” veya “typewriter” adıyla patenti alınıyor. Ve daktilo bu şekilde hayatımıza giriyor.

                Bilinen ilk ticari daktilo 1873 yılında üretilmiş ve bir dikiş makinesi standına sabitlenmiş bir şekilde satışa sunuluyor. Nasıl da nostaljik! Daktilolarda bildiğiniz gibi kâğıdı taşıyana ve sağa sola kaydırılan bir blok bulunuyor. Eski ayakla çalıştırılan dikiş makinelerinde aşağıda bir pedal bulunuyor ve bu pedal ile dikiş makinesi hareket ettiriliyor. Aşırı mantıklı bir şekilde bu ilk daktiloda bu metal blok elle ittirilmek yerine o pedala bağlanıyor ve ne zaman sınıra yaklaşılsa pedala basılarak kâğıdın soluna geliniyor. Çok dahiyane değil mi?

Gelişen Daktilo ve Elektrikli Daktilonun Ortaya Çıkışı

Her ne kadar dahiyane ve öncü olsa da bu makinenin de eksikleri vardı. Günümüzdeki (yakın zamana kadar kullanılan ve hala işlevini yerine getiren) daktilolarda yazı yazarken ne yazdığımızı görüyoruz ve büyük – küçük harf olarak iki seçeneğimiz de var. Fakat bu erken dönem daktilolarda yazı yazarken ne yazdığımız görünmüyor, resmen kör bir şekilde yazıyorduk. Aynı zamanda sadece büyük harf ile yazılabiliyordu. Biraz gömüyor gibi oluyorum ama bu makineler aynı zamanda mobil de değillerdi. Yukarıda da dediğim gibi dikiş makinesi sehpasına tutturulan bu daktilolar kuruldukları yerde bekliyor veya sadece belirli bir yerde kullanılıyordu.

                Gün geçmiyor ki bir icadın ardından Thomas Edison çıkmasın. Bay Sholes, Edison’ı bu muhteşem makineyi görmesi için davet eder. Biliyor olsa gerek, Edison’ın bunu da çalmaması için önce patentini almış, sonra davet etmiş. Akıllıca. Ama Edison bir gün bu makinelerin de elektrikle çalışacağını söylüyor. Öyle de oluyor. Edison daktiloya mıknatıslar bağlayarak bir Frankenstein canavarı yaratmayı başarmış. Güzel ve kullanışlı bir fikir fakat bu sefer de daktilo resmen bir mutanta benzemiş. Çok ağır olan elektrikli daktilo, bu kusuru yüzünden raflarda yerini alamamış. Zaten nasıl alsın dev gibi makine nereye sığacak. Gece su içmeye giderken karanlıkta böyle bir şey gördüğünüzü bir düşünün isterim. 😀

Mark Twain'in Remington marka daktilosu.
İngiliz yazar Mark Twain’in, evet Tom Sawyer ve Huckleberry Finn’in yazarı olan Mark’ın ilk daktilo sahiplerinden biri olduğunu biliyor muydunuz? Aynı zamanda yayınlanması için basımevine daktiloya çekilmiş bir metin gönderen ilk yazardır.

Gelişmiş Daktilolar

Bay Sholes’dan sonra piyasaya çok sayıda daktilo markası çıktı. Hepsi neredeyse aynıydı fakat 4 ana geliştirme yapıldı. Yeni nesil daktilolarda ne yazıldığı artık görülüyordu. Büyük – küçük harf özelliği getirildi. Edison’ın mutantı geliştirilip daha düzgün elektrikli daktilolar üretildi ve yazarların hayatına kurtarıcı bir melek gibi girdi. Aynı zamanda ilk uygun fiyatlı daktiloyu IBM (International Business Machines Corporation) markasının ürettiğini söylemeyi unutmayayım (reklam değildir ama bir hediye daktilo fena olmazdı :D) Eski model daktilolarda harfler arasındaki aralık aynı seviyedeydi. Bunu şu şekilde açıklayabilirim: “i” harfini düşünün. Bu harf düz ve ince bir harf olduğu için yanına gelen harf ona biraz daha yakın olabiliyor bu sayede harfler dağınık veya ayrık durmuyor (proportional, her harfin kapladığı alana göre). Fakat eski daktilolarda her harf arasındaki mesafe aynıydı (monospaced, tek tip boşluk). Ek olarak zaman içinde sesiyle dünyaları sağır eden daktilolara “sessiz daktilolar” eklendi. Bu makineler teoride çok mantıklı olmasına rağmen pratikte sesli daktiloların yerini tutamadı.

Fotoğrafta harf arası boşluk mevzusu daha iyi anlaşılıyor.
Günümüz bilgisayar klavyelerinde neden harflerin simetrik bir şekilde sıralanmadığını hiç merak ettiniz mi? Bunun sebebi daktilolarda harflerin altlarından geçen demir çubukların yan yana dizilmesidir. Bu diziliş harflerin simetrik olarak dizilebilmesini engellemiştir. Klavyelerde ise bu düzen daktilodan klavyeye geçen yazarların el alışkanlıklarının bozulmaması için korunmuştur.

Sonuç

Bugünlerde yerini daha teknolojik araçlara bırakan bu teknoloji harikası makineler zamanının en çok kullanılan ofis ekipmanlarının başını çekiyordu. Teknolojinin bu kadar gelişeceğini kim bilebilirdi ki? Mekanik bir makineden sanallaşmaya doğru giden bu yolda yazı yazmanın daha ne kadar kolaylaşacağını görmeyi merakla bekliyorum. Eminim sizler de bekliyorsunuzdur. Teknoloji cidden heyecan verici. Bugünlük benden bu kadar, bir sonraki yazımda görüşmek üzere.

Düşünceni Tek Emojiyle Anlat!
+1
0
+1
1
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
0 0 oylar
Yazımızı Değerlendir
Abone ol
Bildir
guest

0 Yorum
Sıralı yorumlar için geri bildirim
Tüm yorumları görüntülere
Bu yazılarımızı da beğenebilirsin

Aynaların Sırrı

“Ayna ayna, söyle bana!  Var mı benden güzeli bu dünyada?” diye sormuştu kötü kalpli kraliçe, ayna için bu basit bir soruydu. Halbuki ayna, bilinen ve bilinmeyenlerin ötesinde hakikatleri sırının içinde barındırdı.

Cristobal Rojas’ın “Izdırap” İsimli Tablosunu Anlamak

Ç:N: Misery, sözlük anlamıyla karşımıza “ızdırap” ve “sefalet” anlamlarıyla çıkıyor. Bu tablonun adını çevirirken hangi ifadeyi kullanacağım konusunda ikileme düşmüştüm çünkü tablonun hikayesini anladıkça bu iki kavramın aslında tabloyla öz olduğunu görebiliriz, ben ızdırap şeklinde söyledim fakat daha iyi önerilere açığım.

Kumarın Matematiği

Eastgate, sadece şans ve spekülasyonlarla zirveye ulaşmadı.