Felipe Dana/AP, FILE Büyük buz kütleleri güneşin doğum vakti Gröland, Kulunsk'dan ayrılıyor. 16 Ağustos, 2019

Küresel ısınmayla birlikte gelen iklim değişikliği korkutucu seviyeye ulaştı. Yaklaşan kuraklık, sel, fırtına, hortum, kıtlık, yok oluşlar ve okyanusun giderek yükselmesine yönelik tahminler o kadar korkutucu ki sanki kurgu evrenlere konuk oluyoruz gibi görünüyor. Dinazorların neslini sonlandıran devasa meteor etkisini saymassak, dünya’nın iklimi daha önce hiç bu kadar hızlı değişmemişti. Peki böyle bir şey daha önce yaşanmadıysa biz mi bir şeyleri kaçırdık? Peki herhangi bir insan müdahalesi olmadan iklim değişikliğini durduracak ekolojik bir süreç var mı?

Buzullar yok oluyor - Fotoğraf: Peter Neumann, Unsplash

Pekâlâ, bazı ekolojistler bunu bulduklarını öne sürdüler, umut dolu fısıltılarla bunu dillendirdiler.

Geçtiğimiz yıllarda, buz tabakaları ve buzullar daha önce hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde geri çekilmeye başladı. Her yıl Kuzey Kutbu buz tabakasının %13’ünü kaybediyoruz. Bu, dünyanın iklimini etkileyen önemli akıntıları yavaşlatıyor, deniz ekosistemimizi değiştiriyor ve daha kötüsü deniz seviyesinin yükselmesini tetikliyor.  Dünyanın neresinde yaşıyor olursak olalım kutuplardaki buz tabakası ve buzul kayıplarının bu korkunç etkisi, önümüzdeki yıllarda hepimizi yakalayacak.

Fakat her felakette bir hayır vardır.

Erie Gölü'nü mavi-yeşil renge boyayan Alg patlaması- WikiCC

Ne zaman bir buzul ya da buz tabakası devasa büyüklükteki bir erime yaşasa, yakınındaki okyanusta mucizevi bir olaya şahit oluruz. Buzulların içerisinde hapsolmuş yüksek miktardaki besin okyanusa salınır ve bu da okyanuslarda yaşayan alg nüfusunda bir patlamaya sebep olur. Alglerin bu popülasyon artışı bazen öyle bir seviyeye ulaşıyor ki, ekolojistler yaşanan bu fenomenin iklim değişikliğini durdurup durduramayacağını merak ediyorlar.

Alglerin iklim değişikliğini durdurabileceği varsayımı üzerinde birçok düşünce vardır. Kısaca anlatmak da fayda var. Tıpkı bitkiler gibi, algler de havadan karbondioksiti çeker, molekülleri ikiye böler ve ortaya çıkan oksijeni tekrar havaya salıp karbonu kullanırlar.

Besin için karbonu şeker olarak kullanırlar ve aynı zamanda kendi hücrelerinin inşaası için de ihtiyaç duyarlar. Algler öldüğünde, karbon bakımından zengin hücreler okyanus tabanına çöker, denizin altındaki tortulara gömülür ve bünyesinde tuttuğu karbonu güvenli bir şekilde depolar.

Bu, alglerin geniş karbon alanlarını atmosferden emebileceği ve güvenli bir şekilde depolayabileceği anlamına gelir.

Ancak iklim değişikliği etkilerini artırmaya başlayınca daha büyük çapta buzul erimesine şahit oluyoruz. Böylece alglerin popülasyonundaki artış da atmosferden çok daha fazla oranda karbon emilimi yaşanmasına sebep oluyor. Bu da atmosferdeki karbon oranın azalması nedeniyle gezegenimizin soğuması anlamına gelir. Bu olay sanki daha önce kimsenin fark etmediği iklim değişikliği “güvenlik mekanizması” gibi görünüyor.

Yani iklim değişikliği olması durumunda bu etki kendi kendine durabililir mi? Rahatlamalı mıyız?

Normalden fazla tuz içeren deniz suyu ve normal deniz suyunun arasındaki Haloklin olarak bilinen geçiş katmanına giren ve su altı göllerinin oluşumunu ve tuzlu suların nasıl birbirine karışmadığını gösteren bir tüplü dalgıç. WikiCC

Ne yazık ki buzullardan eriyip okyanusa karışan devasa su kütlesi, bahsettiğimiz alglerin çoğalmasını önleyen iki yıkıcı etkiye sahiptir. Okyanuslara karışan bu su kütlesi, dünyamızın önemli akıntılarını yavaşlatmakla kalmayıp aynı zamanda yüzey suyunun tabaka seviyesini artırır, bu da alglerin popülasyon patlamasını durdurur. Daha da detaylandırmak gerekirse;

Okyanusa karışan erimiş su ve tatlı su, tuzlu sudan daha hafiftir. Bu da doğal olarak erimiş suyun, tuzlu su ile kolayca karışamayacağı bir katmanda yüzeye daha yakın kaldığı anlamına gelir.

Gulf Stream (Körfez Akıntısı) - Harvard

Ancak eriyen su karıştığında su altı akıntılarımıza zarar veriyor. Örnek vermek gerekirse, Kuzey Atlantik’ten Karayiplere kadar dolaşan su altı akıntısı olan Gulf Stream de böyledir. Bu sistem, besin bakımından zengin tropik deniz suyunu taşıyarak kuzey okyanusunu dünyanın en verimli okyanuslarından biri haline getirir. Fakat tropik bölgeden getirdiği sıcak su akıntısı, Büyük Britanya’nın dibinden geçerek Batı Avrupa’da kışların daha ılık geçmesine sebep olur.

Bu akıntının yolculuğu tuzlu su ve Alizelerce (ticaret rüzgarları) desteklenir. Kuzey Kutbu’ndaki su soğur ve donar. Buz tuz içermediğinden bu, okyanus suyunu daha tuzlu dolayısıyla daha yoğun hale getirir. Bu soğuk, yoğun su batar, daha güneydeki okyanuslardan ılık suyu buraya çeker. Karayip rüzgarları ve iklimi, Arktik’de okyanusun dibine batan tuzlu suyu derinlerden daha ılıman bölgelere çeker.

Her canlının azota ihtiyacı var - Unsplash'ta Jill Heyer tarafından fotoğraflandı.

Ancak çok daha az buzun donması, çok daha az suyun batması anlamına geldiği için bu da Gulf Stream’in daha yavaş akmasına sebep oluyor. Bu senaryo o kadar kötü ki yakında bu akıntının durmasına bile sebep olabilir. Böyle bir şeyin olması dünyamız için çok ciddi sonuçları doğuracaktır.

Bu sonuçlardan biri de Karayip denizlerinin tamamen ölmesi olacaktır. Gulf Stream güney okyanuslarından orta Atlantik’e ilerledikçe, okyanus tabanı boyunca ilerleyerek besin toplar. Bu akıntı Karayiplere yaklaşınca yüzeye yaklaşır ve taşıdığı bu besinlerle adeta bu devasa alanı gübreler ve zengin bir ekosistem oluşturur. Gulf Stream’in taşıdığı bu besin kaynağı olmasaydı, burada oluşan ekosistem tamamen yok olurdu.

Orta Atlantik ekosistemleri, bu sularda bol miktarda alg popülasyon patlaması meydana geldiği için önemli miktarda karbon rezervine sahiptir. Bu nedenle, Kuzey kutbu sularında alg patlaması yaşansa bile, tropik denizlerde bu çok daha az olacaktır. Bu durum karbon depolamada net bir kazanç sağlamayacağımız anlamına geliyor.

Ama durum daha da kötüye gidiyor.

Erimiş su besin bakımından zengin olsa bile azot gibi çok önemli bir maddeden yoksundur. Tüm canlılar azota muhtaçtır, onsuz, alg patlaması dahi oluşmazdı.

Bu nedenle, daha önceden bahsettiğim gibi büyük miktarda su kütlesi Arktik sularına karıştığında, bu sular yüzeyde birikir ve altında yer alan daha ağır olan tuzlu suyla karışmaz. Basitçe bu durumda alg popülasyonunda bir patlama yaşanmaz, tabiki tek sorun azot eksikliği değil aynı zamanda bitkiler ve canlılar güneş ışığına da ihtiyaç duyarlar. Bu yüzden, güneş ışığının eksikliği ile birlikte daha altta yer alan azotça zengin sularda dahi algler ve bitkiler gelişemez, tam aksini düşürsek de güneş ışığının bol olduğu yüzey kısımlarında da azot eksikliğinden dolayı gelişemezler.

Gulf Stream olmadan Atlantik baştan aşşağı çorak olurdu — Fotoğraf: Fernando Jorge - Unsplash

Böylece buzullardan okyanusa su karıştıkça, öyle düşünüldüğü gibi uçsuz bucaksız bir alg patlaması olmaz. Kuzey kutbunda alg patlamasını bugün sadece küçük çapta gerçekleşen erimelerde görebiliriz çünkü bu yerlere gerçekleşen akıntıların etkisiyle sular karışır ve yüzey suyu azot da dahil olmak üzere bol miktarda besine erişir. Lakin çok büyük çapta gerçekleşen buzul erimeleri bu suları besleyen akıntıların yavaşlamasına sebep olacağı için sularda yer alan katmanların karışması zamanla mümkün olmayacaktır.

Bu nedenle, başta söylediğimiz gibi “güvenlik mekanizması” olmaktan daha çok, hem Arktik’de gerçekleşen buzul erimelerinin iklim değişikliğini çok daha hızlandıracağı hem de Arktik ve Karayip denizlerinin, Gulf Stream’in akıntısının durmasıyla birlikte ölü denizlere dönüşeceği anlamına geliyor. Bu iki ekosistem, iklim dengesini bozan fazla karbon salınımını depoladığı için iklim değişikliği ile olan mücadelemizde çok önemlidir. Onlar olmadan, karbon ayak izimiz atmosfer üzerinde çok daha büyük bir etkiye sahip olacaktı. Bu denizlerdeki ekosistemin ekolojik çöküşüyle ilgili de küçük bir sorunumuz daha var. Gulf Stream’in yönlendirdiği hava akıntılarına da muhtaç olan karasal ekosistemlerden bahsetmiyorum bile. Buna milyonlarca insanı besleyen Avrupa ve Amerikan çiftlikleri de dahildir.

Gulf Stream'in akışı durursa, ABD ve Avrupadaki tarımda mahsul kıtlığı yaşanabilir. Fotoğraf: Warren Wong

Tabiki bu sadece Kuzey Atlantik’de gerçekleşmiyor. Dünya üzerinde, Arktik ve Antartik buzulları ile desteklenen birçok sualtı akıntısı vardır. Tıpkı Antartik buzulları ile beslenen ve Güney Amerika boyunca ilerleyen Humbolt Akıntısı gibi. Onsuz, sadece güneydoğu Pasifik deniz ekosistemi değil aynı zamanda Güney Amerika’daki hava koşullarının olağandışı hale gelmesiyle karasal ekosistemleri de yok olurdu.

Peki küresel iklim değişikliği öylece kendi başına sona erebilecek mi? Yok daha neler!

Ama daha önce dediğimiz gibi her felakette bir hayır vardır.

Bunun gibi araştırmalar, küresel ekosistem ağlarının nasıl birbirleriyle bağlantılı olduğunu anlamamıza yardımcı oluyor. Artık küresel çapta akış sağlayan akıntıların doğamız için hayati öneme sahip olduğunu anlıyor ve onları korumamız gerektiğini biliyoruz. En azından bunu çiftlik ve tarlalarımızın bizi beslemeye devam etmesi için anlıyoruz. Elde ettiğimiz bu yeni bilgiler, dikkatimizi iklim değişikliğinin getirdiği tahribata karşı ekosistemlerimizi korumanın önemine odaklamamızı sağlayabilir ve umarım küresel çapta gerçekleşecek bir felaketi durdurabiliriz.

Düşünceni Tek Emojiyle Anlat!
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
0 0 oylar
Yazımızı Değerlendir
Abone ol
Bildir
guest

0 Yorum
Sıralı yorumlar için geri bildirim
Tüm yorumları görüntülere
Bu yazılarımızı da beğenebilirsin

25 Yıl Boyunca Bir Odaya Hapsedilmek

25 yıl boyunca ne güneş ışığının ne de sosyal etkileşimin olduğu bir hayat…

Fransızca ’nın İngilizce Üzerindeki Etkisi: Bölüm 1

Günümüzde pek çok dünya dilini etkileyen İngilizce (English), geçmişte hangi dilin etkisi…

Hitler’i Selamlamayı Reddeden Adam

Duruşu ve tavrı ile Hitler’e meydan okuyan bu adam kimdir?