1 Eylül 1859 sabahı, amatör astronom Richard Carrington Londra dışında bulunan özel gözlemevindeydi. Açık mavi bir gökyüzünde gözlem yapmak için gözlemevi kubbesinin panjurunu açtıktan sonra teleskopunu güneşe doğrulttu ve güneşin yüzeyinde bir dizi karanlık lekeleri kayıt altına almaya başladı. Gözlemi sırasında bir patlamayı fark etti ve kendi tabiriyle “yoğun parlak ve beyaz ışık saçan iki parça” olarak kayda geçirdi. Beş dakika sonra şiddetli ateş topları ortadan kayboldu fakat çok geçmeden etkileri dünya genelinde hissedilecekti.

O gece, dünyanın çeşitli yerlerinde telgraf iletişiminde sorunlar meydana geldi; hatta telgraflardan çıkan kıvılcımların kağıtları ateşe verdiğini ve operatörlerin de bundan etkilendiğine dair raporlar bile vardı. Normal şartlarda sadece Kuzey Kanada, İskandinavya ve Sibirya gibi kuzey kutbuna yakın ülkeler de görülen renkli kuzey ışıkları, gezegenimizin her köşesinde görünmeye başlamıştı ve öylesine parlaktı ki kuşların telaşlı bir şekilde cıvıldamasına, gece gökyüzünün aydınlanmasına hatta işçilerin güneşin doğduğunu düşünüp hazırlanmaya başlamasına sebep olmuştu. Bazıları dünyanın sonunun yaklaştığını düşünüyordu ancak Carrington kendi gözleriyle bu tuhaf olayın arka planının ne olduğunu görmüştü; 10 milyar atom bombası gücünde enerji açığa çıkaran devasa bir güneş patlaması. Patlama, elektrik yüklü gaz ve atom altı parçacıklarını dünyaya salmıştı ve “Carrington Olayı” olarak adlandırılan kayıt altına alınmış en şiddetli jeomanyetik bir güneş fırtınasını meydana getirdi.

Bu fırtınalar, plazma olarak adlandırılan aşırı yüksek sıcaklıktaki gaz kabarcıklarının güneşin yüzeyinden püskürmesiyle oluşur ve dünyaya ulaşır. Bu kabarcıklar taçküre kütle atımı olarak da bilinmektedir. Taçküre kütle atımı plazması, elektrik yüklü parçacıklar olan proton ve elektron bulutlarından oluşur. Bu parçacıklar dünyaya ulaştığında gezegenimizi çevreleyen manyetik alanla etkileşime girer. Bu etkileşim, aurora borealis ve diğer doğal fenomenlerin tuhaf davranışına yol açarak manyetik alanları bozar ve zayıflatır.

Göz Alıcı Bir Patlama, Koyu Çizgiler

Günümüzdeki bilgi aktarımını bir otoban olarak düşünürsek 1859’da telgraf sistemi toprak bir yol olabilirdi fakat “Viktorya Dönemi İnterneti” olarak adlandırılan telgraf sistemi, haberleri iletmek, kişisel mesaj göndermek ve ticaret yapmak için çok önemli bir iletişim yoluydu. Amerika’daki telgraf operatörleri, fırtına ve kuzey ışıklarından önce kısmi olarak bölgesel kesintiler yaşamışlardı fakat 1859 yazında gerçekleşen böylesi bir küresel çapta kesintiyi daha önce hiç yaşamamışlardı.

 

Kuzey Amerika’daki birçok telgraf hattı, birbirini takip eden iki güneş fırtınasının ilki olan 28 Ağustos gecesinde çalışamaz hale gelmişti. Pittsburgh’daki bir telgraf şirketinin müdürü olan E.W. Culgan, tellerden geçen akımın neredeyse platin kontağını eritecek kadar güçlü olduğunu ve devrelerden kıvılcımların saçıldığını bildirdi. Vaşington D.C.’de telgraf operatörlüğü yapan Frederick W. Royce, alnını topraklama kablosunu sıyırmasıyla ciddi şekilde yaralanmıştı.

2 Eylül sabahı, ikinci güneş fırtınasından kaynaklanan manyetik kargaşa, telgraf operatörlerine göre çok daha şiddetli gerçekleşmişti. Amerikan Telgraf Şirketi çalışanları sabah 8’de Boston’daki ofise geldiklerinde, telgraf çekmenin ve almanın imkânsız olduklarını gördüler. Bunun yanı sıra atmosfer elektrikle o kadar dolmuştu ki bazı operatörler inanılmaz bir şeye şahit oldular: telgrafları fişten çekmelerine rağmen 30-90 saniye aralıklarla mesajlarını Portland, Maine’e iletebildiler. Bu mesajlar normal koşullara kıyasla sorunsuz değillerdi fakat o gün için geçici bir çözümdü.

Gökyüzü Yanıyor

Telgraf hatları düzgün bir şekilde yeniden çalışmaya başladığında, iletilen yazıların çoğu bir önceki gece yaşanan mucizevi ışık gösterisine şahit olanların anlatımlarıyla doluydu. Fransa’dan Avusturalya’ya gönderilen gazete yazılarında, adeta geceyi gündüze çeviren parlak kuzey ışıklarının betimlemelerine yer veriliyordu. Güney Karolina’daki Sullivan adasından olaya şahit olan biri şu şekilde olayı aktarmıştı: “Gökyüzünün doğu tarafında kan kırmızısı bir renk belirdi. Aydan hatta doğmaya yakın olan güneşten bile daha parlak bir şekilde doğuda en belirgin halini almıştı. 

Tam tepemize kadar uzanıyordu. Tüm ada onun ışığıyla aydınlanmıştı. Deniz tüm görkemiyle bu ışıkları yansıtıyordu ve kimse ona, incilde geçen “ve deniz kan kırmızısına döndürüldü” pasajını düşünemeden bakamıyordu. Kumsaldaki deniz kabuklarıysa kömürleri anımsatırcasına bu kızıllığı yansıtıyordu. Işık öylesine parlaktı ki insanlar o gece gazetesini okuyabiliyordu.” Gökyüzü o kadar kızıllaşmıştı ki onu gören birçok kişi çevrelerinde yangın çıktığını düşünüyordu. Güneydeki Amerikalılar, özellikle Küba ve Jamaika gibi ekvator çevresinde kuzey ışıkları olarak da bilinen aurora borealis görülünce korkuya kapılmışlardı. Dünyanın çeşitli yerlerinde çok daha çeşitli olaylar da raporlandı. Peki daha öncesinde de bu tarz güneş fırtınaları yaşanmamış mıydı?

Buz çekirdeklerinden elde edilen verilere göre Carrington Olayının son 500 yılda gerçekleşen diğer güneş fırtınalarından iki kat daha büyük bir etkiye sahip olduğu belirlendi. Benzer bir güneş fırtınasının günümüzdeki etkisi nasıl olurdu? Peki böylesi bir doğa olayının mali etkileri ne olurdu?

Elektrik kesintisi

Günümüzde Carrington Olayına eş değer bir şiddette güneş fırtınası yaşansaydı telgraf hatlarının üzerindeki etkiden çok daha şiddetli ve feci sonuçları olurdu. Elektrik ve gelişen teknolojiye sürekli artan bağımlılıkla birlikte, herhangi bir kesinti mali olarak trilyonlarca dolar kayba ve bu sistemlere bağlı yaşamamız üstünde çok riskli sonuçlara yol açacaktır. Böylesine bir fırtına, her gün kullandığımız elektrikli sistemlerin neredeyse tamamını etkileyecektir.

 

Jeomanyetik fırtınalar, elektrik şebekelerinden geçen indüklenmiş akımlar üretir. 100 amperden fazla olabilen jeomanyetik olarak indüklenen akımlar, trafo, röle ve sensörler gibi şebekelere bağlı elektrik bileşenlerine akar. Yüz amper, birçok haneye verilen elektrik hizmetine eşdeğerdir. Ancak bu boyuttaki akımlar, ev içi bileşenlerde hasara neden olarak büyük çaplı elektrik kesintilerine neden olabilir. 1989 Mart’ında Kanada’nın Quebec kenti, Carrington Olayından üç kat daha küçük bir jeomanyetik fırtınadan etkilendi. Fırtına, Hydro-Quebec elektrik şebekesinin çökmesine neden olurken manyetik olarak yüksek indüklenmiş akımlar New Jersey’deki bir trafoya zarar verdi ve elektrik şebekesindeki devre kesiciler sigortalarının atmasına neden oldu. Bu olayda beş milyon insan, dokuz saat boyunca elektrik kesintisine maruz kaldı.

 

İletişim Kopukluğu

Küresel internet, okyanusları çaprazlayan bir kablo ağı tarafından tutuluyor. Jens Köhler/ ullstein bild, Getty Images

Elektrik kesintilerine ek olarak, dünya çapında iletişim de kesintiye uğrayacaktır. İnternet servis sağlayıcıları çökebilir ve bu da farklı sistemlerin birbirleriyle iletişim kurma yetilerinin ortadan kalkmasına sebep olacaktır. Yerden havaya, kısa dalga ve kıyı gemi telsiz iletişimleri gibi yüksek frekanslı haberleşme sistemleri de çalışmayacaktır. Dünya’nın yörüngesindeki uydular, devre kartlarını yakmasına sebep olan jeomanyetik fırtına kaynaklı indüklenen akımlardan zarar görebilir. Bu durum uydu bazlı telefon, internet, radyo ve televizyonda aksaklıklara neden olacaktır.

Ayrıca jeomanyetik fırtınanın dünyaya vurması, güneşsel etkinlerin artmasıyla atmosferin dışa doğru genişlemesine yol açar. Bu genişleme, uyduların içinde bulunduğu yörüngelerin yoğunluğunu da değiştirir. Daha yüksek yoğunluklu atmosfer uyduların yavaşlamasına neden olan sürtünme direnci oluşturur. Uydular da bu dirence karşı koyamayıp daha yüksek yörüngede manevra yapamazsa, dünyaya geri düşebilir.

Gündelik hayatımızda potansiyel aksaklıklara neden olacak diğer bir etki ise navigasyon sistemleridir. Araçlardan uçaklara kadar hemen hemen her türlü ulaşım şekli, navigasyon ve izleme için GPS kullanır. Cep telefonu, akıllı saatler gibi taşınabilir cihazlar ve ürün takibi sistemleri bile uydulardan gönderilen GPS sinyallerini kullanır. Askeri sistemler koordinasyon için GPS’e büyük ölçüde bağımlıdır. Ufuk ötesi radar ve denizaltı tarama sistemleri gibi diğer askeri tespit sistemleri bozulabilir bu da ulusal savunmayı olumsuz etkileyebilir. 

Gezegenimizin bir başka jeomanyetik fırtına tarafından etkilenmesi an meselesidir. Yani Carrington Olayı büyüklüğündeki bir güneş fırtınası, haftalarca süren kesintilerle dünya genelinde elektik ve iletişim sistemlerine ciddi zararlar verebilir.

Günümüzde bilim adamları güneş fırtınalarının gerçekleşme sürelerinin kısaldığını ve 2025 yılında olacağını düşündükleri bir fırtına sebebiyle dünya çapında elektrik ve internet kesintileri yaşanabileceğini tahmin ediyor. Günümüzde elektrik ve internete bu kadar bağımlı hale gelmişken bu denli bir patlamanın gelecekte ne denli bir etki bırakacağını düşünmek çok da zor değil.

Düşünceni Tek Emojiyle Anlat!
+1
1
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
0 0 oylar
Yazımızı Değerlendir
Abone ol
Bildir
guest

0 Yorum
Sıralı yorumlar için geri bildirim
Tüm yorumları görüntülere
Bu yazılarımızı da beğenebilirsin

Karanlıktan Gelen Islık\The Whistler in the Dark\Part 9

Hikayemizde sondan bir önce dostlar…

Umberto Eco ile gerçeklik, kurgu ve Kutsal Kâse üzerine bir söyleşi

Eco, romanlarının mistik sırlarını bizlerle paylaştı!

İnsanlığın Ulaşabildiği En Derin Nokta: Kola Süper Derin Kuyusu

Sovyet Rusya toprakları içerisinde gerçekleştirilmiş bu proje, 12,1 km derinlikle daha önce hiç bir ülkenin inemediği kadar derine inebilmeyi başardı. Peki bu proje neden iptal edildi?

Hitler’i Selamlamayı Reddeden Adam

Duruşu ve tavrı ile Hitler’e meydan okuyan bu adam kimdir?